|
Zafer kazanmış bir eda ile “Satamadım.” Dedim. Ama anladı “Satmışsın!..” Deyince “Evet sattım. Senetlerini vereyim.” Dedim.Ancak bir de baktım. Ne senet ne de onları koyduğum defter var.
24/06/2010 - 09:40
Bizim çocukluğumuz ve gençliğimizde renkli insanlar vardı. Halkevinde kültürlerini geliştirir, esprileri ile isim yapardı.
Şoför Muzaffer, Mustafa Beşer, Hamit Bozacı, Ferit Vural, Sıtkı Turhallı bunlardan bazıları…
Yapılan müsamereler bizleri ve halkı etkilerdi. Halkevinin girişinde kütüphane karşısında müzik ve bando odaları vardı. Üst katta, salon ve gösteri odaları yer alıyordu. İlçede elektrik yoktu. Sokaklarda lüks lambalar vardı, Mustafa emmi(Akyürek) lambalar indirir, hava verir, tekrar direğin üstüne çekerdi. İlçede iki dinamo vardı; biri halkevinde, diğeri Nazım Öncel'in di. Nazım amca aydın insandı. Tek taksi onundu, tek traktör kaylarda onun tarlasında çalışırdı. İlk radyoyu o getirmişti Vezirköprü'ye.
Okuldan Ayrılıyorum
Babam Belediye Başkanlığından ayrılınca, bin lirası vardı. İş zora basmıştı.
Babam bana:
—İstersen gitme!..Dedi. Baktım olacak gibi değil. Ben de istersen gitmeyeyim. Dedim. Tahsil hayatım noktalanmış oldu. Bana:
—Ne iş yapalım? Diye sordu. Eskiden un fabrikamız vardı. Yine ona döneriz düşüncesiyle, zahireciliği önerdim. İlk buğdayımız Havza Teşvikiye Un Fabrikasında kırıldı. Babam başkanlığından aldığı maaşın neredeyse üç mislini kazanmıştı; özel işinde...
Babam pazardan buğday alıyor, ben parasını dağıtıyor, fabrikalara gidiyor un kepek alıyor, un kırdırmışsak Samsun’da satıyor, parasını tahsil edip pazara yetiştirmeye çalışıyordum.
Belediyenin ya da Dilek veya Ali Osman'ın otobüsü ile Çarşamba Samsun'a gidiyor.
Perşembe dönmezsen, bir daha Köprü’ye araba bulamıyor; Havza'ya kadar geliyorsun, taksi tutup Vezirköprü'ye iniyorsun.
Samsun’da eski adı Suluhan olan Selamet Oteli’nde kalıyorduk. Şimdiki Belediyenin bulunduğu yerdeydi, Suluhan altında otobüs durur. İçmiyorsak cumhuriyet lokantasında yemek yerdik. Köprülülerle suluhan karşısında kahvede buluşurduk.
Piyasanın krizli un satışının zor olduğu bir zamanda, Mümin Hoca’ya unları satmış, bugün değeri milyarları bulan değerli senetler aldım. Senetleri cebimdeki defterin arasına koydum. Hava sıcaktı, ceketimi çıkarıp koluma aldım. Ankara'ya giden otobüsle Havza'ya geldim. Oradan da köprüye…
Babam Sordu;
—Unları sattın mı? Dedi.
Zafer kazanmış bir eda ile “Satamadım.” Dedim. Ama anladı “Satmışsın!..” Deyince “Evet sattım. Senetlerini vereyim.” Dedim.Ancak bir de baktım. Ne senet ne de onları koyduğum defter var. |