Ali Bey’le (Sezer) karar vermiştik. Hâkimiyet adıyla hazırladığımız gazeteyi Merzifon’da bastıracaktık.
İlçemizde değil matbaa olması, adına bile (tu.kaka!) gözüyle bakıyordu, çok kimse…
Büyük gazeteler bile, çok az sayıda bin bir zorlukla satılıyordu…
Yıl 1959, 19 Ocak günlerden Pazartesi idi. Ali Bey Merzifon’dan telefon ediyordu.
- Vefai, Hakimiyet isimli başka bir yerde de gazete varmış. Sorumlu oluruz. Diye o isimle gazete basmıyorlar. Diyordu.
Halbuki yasal olarak hiçbir sakıncası yoktu. Fakat mecburen değiştirecek-tik. Aklıma Vatandaş ismi geldi.
- Sen ‘VATANDAŞ’ isminde bastır, ben ilgili yerlere başvuruyu yaparım. Dedim telefonda.
Yarım asırı aşan zaman içinde aralıksız yayınlanan VATANDAŞ Gazetesi, böyle doğdu.
VATANDAŞ’la birlikte hem gazetenin adı hem de Vezirköprü’deki ilk gazeteciliğinin temeli atılmış oldu bu olayla....
Merzifon, Amasya, Samsun’da bastırmakla olmuyordu bu iş.
Vezirköprü’nün ilk matbaasını kurmaya karar verdik.
Ama nasıl, teknik kısmı kiminle yürütecektik? Büyük harfli bir kasa hurufat aldık; fakat ismimizi bile o harflerle yazmayı başaramadık. Yine de (yaparız biz bu işi) diyorduk.
Şimdi ki kadın hamamının karşısında bir dükkan tutup yerleştik. Babamın muhalefetine karşı; Samsun’dan getirdiğimiz mürettiple çalışıyoruz. Yeterli antelin yok. Dizilen yazıların arasına teneke koyuyoruz. O da yazıları tutmu-yor. Bir taraftan bir tarafa alırken dizilen yazılar şakır şakır dökülüyordu. Makine olarak elimizde sadece pedal var, pedalla da gazete basılmaz ki… Ve nihayet artık bir prova tezgahımız vardı. Yuvarlak merdane; dizilen yazıların üzerine kağıdı koyup bastıra bastıra gazete yapıyoruz.
Ali Sezer’in de benim de babalarımızın işlerine yardımcı olmaktan başka bir işimiz yok.
Yıl 1961, ilçemizin ilk matbaasını böyle kurmuştuk. Yeni evliydim. Evde kıyametler kopmuştu.
Bir sefer pazar günü çıkması gereken gazeteyi bir sonraki perşembeye zar zor yetiştirmiştik.
O gece yattım. Sabahleyin uyandığımda bütün vücudum yara içinde idi.
Bir gün gazeteye Samsun’dan gelen Vali Muavini uğrar.
- Basın’ı görmeden gitmek olmaz! Der .
Bizim Ali Bey’de ‘Basını’ kelimesini ‘Başını’ olarak anlar. Acaba neyin başını görecek diye merak eder.
Prova tezgahında baskıdan sonra, hem ayak, hem de elektrikle çalışan makine getirdik. Çünkü çoğu zaman ilçede elektrik olmazdı.
Nihayet matbaayı, evin bahçesine yaptırdığımız yere getirdik..
Birde büyük bir makine almıştık. Saatte 900 adet bastığı için, Almanlar makineye ‘rüzgarın gelini’ demişlerdi.
Bu makinenin çalışması da elektrikçilerle kavgamıza neden olurdu. Elektrik santrali ekmek fabrikasının orada idi. Makine çalışınca ilçenin elektriğini etkilerdi.